Sivas Örf Adet Gelenek Ve Görenekleri

ÖRF-ADET-GELENEK-GÖRENEKLERİ

DOĞUM

Günümüz Türkiye'sinde yerleşim birimlerinin tamamında olmasa bile büyük bir bölümünde hastane sağlık ocağı gibi kurumlar mevcuttur ve genellikle doğum olayları buralarda gerçekleştirilmektedir. Ancak köylerde ve sağlık kurumu bulunmayan yörelerde doğum ebe ve ebe kadın deline yaşlı, tecrübeli kadınlar tarafından yaptırılmaktadır.

Doğum anında en yakın akrabalardan birinin getirdiği tekbir sesleri içerisinde çocuk doğar, doğumu yaptıran göbeğini keser. Eşi çabuk düşsün diye kadına sarımsak, limon veya soğan koklatılır. Çocuğun vücudu tuzla veya yumurtanın sarısı ile yıkanır. Çocuğun babasına verilen müjde karşılığında bir hediye yada para istenir. Çocuk erkekse aileyi coşkun bir sevinç kaplar. Hazırlanan suda ebe ve yakınları çocuğu yıkar. Burada dikkat edilmesi gereken konu çocuğun başına ilk kez su dökülüp yıkanacağı için bir kevgir içerisine altın konulup su bunun üzerinden dökülür. Bunun nedeni ziyarete gelen insanların çok olması, çocuğa göz değmemesi ve zengin olması amacıyla yapılır. Ayrıca kırk basmaz, çocuğun doğduğu günden sonraki 40 gün önemlidir. Çocuk yıkandıktan sonra kundaklanıp, yüzüne hafif bir tül örtülür. Başına bir nazarlık bağlandıktan sonra anasının koynuna yatırılır. Üç ezan sesi duyulmadıkça anne sütü verilmez.

Kundak:

Gömlek ve işlik giydirilerek başı bağlanan çocuk önceden hazırlanan üst tarafında kol bezi alt tarafında höllük bezi bulunan bohça içerisine yatırılıp elleri ve kolları hareket etmeyecek şekilde sarılır. Diz kapakları hizasında sırmalı bir bağ ile bağlanır. Kundağın en süslü yeri başıdır. İnce beyaz bir tülbent ile hafifçe bağlanıp nazarlık ve altınlar dizilir.

Nazarlık:

Kuş tırnağı, yedi delikli mavi bir boncuk ve Kabe hurma çekirdeğinden yapılmış olan gümüş üzerine yazılmış bir maşallah, tazı boncuk vs. oluşur. Gelen altın hediyeler kundağın uygun yerin çatal iğne ile tutturulur. Kundak yapıldıktan sonra babası davet edilir. Büyük validesi veya yakın akrabalarından yaşlı bir kadın çocuğu babasının omzuna koyar ve sorar; Yükün mü ağır, sen mi ağırsın? Baba cevap verir : yüküm ağır.Çocuğun uzun ömürlü ve hayırlı evlat olması temenni edilir. Çocuk erkekse " Oğlan Helvası " yapılarak yakınlara ve komşulara dağıtılır.

İlk çocuk annesi loğusa kadın yatağında en güzel elbiseleri ile süslenmiş olarak yatar. Kırk gün evin sultanıdır. Bir dediği iki olmaz. Al karısı basmaması için gece ve gündüz yanı boş bırakılmaz. Al karısı zenci suratlı, kalın dudaklı, karmaşık uzun saçlı, kazma dişli bir zebani olarak tarif edilir. Bu zebanin en büyük düşmanları çocuklar ve gelinlerdir. Al karısı gelmemesi için çörek otu yakılır, loğusa kadının başına yorgan iğnesi sokulur, çocuğun ve annenin başına Kuran-ı Kerim asılır.

Göbek Akçası Ziyaretler:

Çocuk doğduktan sonra kadın ziyaretleri başlar. Önce yakın akrabalar loğusa görmeye gelirler ve hediye getirirler. Ebeye de bir miktar para verilir ki ona Göbek Akçası denilir. Çocuk için getirilen hediyeler, altın, para, çocuk kıyafeti veya çamaşırdır.

Kırk Basması:

Çocuk doğuran kadın ve ailesi kendilerine ziyarete gelenlere karşı ziyarette bulunmak isteseler de kırk gün ziyaret edemezler. Çünkü kırk basar yani loğusayı ziyarete gelen kadının evdeki loğusaya ağırlığı basar ve çocuk zarar görür. Kırk gün geçmedikçe ve kırkları çıkmadıkça ziyaret edemezler

Beşik Gönderme:

İlk çocuğu doğuran kadının baba evi torunlarına " Beşik Yollamak" mecburiyetindedir. Yorgan, şilte, yastık, yarlık ( yorgan üzerinden geçerek çocuğu beşiğe bağlayan kısım ) hazırlanır.

Ad Koyma:

Çocuğun adı doğumdan üç gün sonra konur. Köylerde doğan çocuğa aile büyüklerinin ismini koymak adettendir. Çocuğun babası, amcası veya aile büyüklerinden biri abdest alır çocuğun kulağına ezan okur, Kuran-ı Kerim'den bir ayet okur, okumuş olduğu ayetlerden tesadüf ettiği ilk kelimeden ilham alarak ismini çocuğun kulağına söyler böylece çocuğun ismi konmuş olur. Çocuğun göbeği düştükten sonra ayak değmeyecek bir yere gömülür veya evde saklanır. Düşen göbeği dışarıya atılan çocuk çok gurbet hayatı yaşarmış, sokağa atılan eşine köpek yerse çocuk büyüdüğünde hiçbir yerde durmaz ve daima gezer düşünceleriyle bu tür davranışlarda bulunulur. Tespit edilen bu adet ve ananeler çok eskiden beri süre gelmekte olup, tamamı olmasa bile kısmen günümüzde de yaşamakta ve yaşatılmaktadır

Sünnet

Erkek çocukların iki büyük geçidi vardır: Sünnet olmak, Evlenmek, ve ana,baba içinde alınacak iki evlat muradı vardır. Çocuğun sünnetini ve evlenmesini görmektir. Onun için sünnete büyük ehemmiyet verilir: Çocuk iyice süslenir. Annesinin çehizinde getirdiği altın, elmas gibi ziynet eşyası fesinin etrafına dizilir. Yeni elbisenin altına yelekten sonra bir entari giydirilir. Sazla hamama götürülür. Hamamdan çıkınca evde sünnetçi hazırdır. Kivrası tutar ve çocuk kesilerek, yeni annesinin gelinlik yatağına yatırılır. Kivralık mühimdir. Çocuk kivrasına yakın bir akraba kadar yakındır. Nikah düşmez çocuğa en mühim hediyeyide o verir.

Aşçılar gelir davetliler sofraya otururlar saz ahenk gece yarılarına, hatta sabaha kadar devam eder. Zira çocuğu o gece uyutmamak lazımdır. Sonra kesildiği zaman da soğan koklatılır. İki gün devam eden bu ahenkden sonra sünnet düğünü ile son bulur. Sünnet şekerlerinin kendine mahsus seleleri vardır. Sepet gibi yapılmış kısa kenarlı, renk renk boyalı kapalıdır. Şeker buna konduktan sonra bir pembe veya kırmızı krable de bohça biçimi sarılır. Davetliler getirdiği içinde para olan zarfları çocuğun yatağının yanındaki kutuya atarlar.

Evlenme

Sivas çevresinde evlenme ve düğün adetleri genellikle bir bütünlük gösterir. Bazen il merkezi ile ilçe ve köylerde farklılıklar ortaya çıkabilir. Kıza Bakma - Kız Beğenme:
Köylerde kıza bakma, kız beğenme adetleri pek yoktur. Çünkü köyde her aile birbirini en iyi şekilde tanır. Köy halkı aynı zamanda bir birine akrabadır. Bu nedenle köylerde akraba evliliğine daha çok rastlanır. Kız beğenme - kıza bakma daha çok şehir ve büyük ilçelerde ve ayrı köyler arasında bir gelenek halindedir. Evleneceği erkeğin anası komşuları ve akrabalarından birkaç kadın bir araya gelerek kız beğenmeye çıkarlar. Tavsiye edilmiş kızların evlerine tek tek giderek kızı bizzat görmeye çalışırlar. Eğer baktıkları kızlar arasında hoşlarına giden beğendikleri olursa kızın tutum ve davranışları ile ailesinin durumu çevresindeki bildik ve tanıdık vasıtasıyla tetkik ederler. Eğer bir sorun yoksa beğenilen kıza başka bir gün dünür gidilir. Dünür giden kişilere görücü denir. Görücüler kızı daha yakından tanıyabilmek amacıyla kızdan su isterler bu esnada kız karşılarında durur ve kızı iyice tetkik ederler.

Dünür Olma - Dünür Düşme:

Dünürlük erkeğin ailesi tarafından beğenilen kızın ve ailesinin çok yönlü araştırılıp soruşturulmasından sonra yapılır. Soruşturmada kızın ve ailesinin mazisi temiz olup, olmadığı, kızın ağırbaşlı, görgülü ve vücudunda her hangi bir sorun bulunup bulunmadığı araştırıldıktan sonra sıkı dünürlük başlar. İki dünürlük yine kadınlar tarafından yapılır. Erkeğin anası ve yakınlarından birkaç kadın bunun evine giderek kızın anasına durumu açar ve kızlarını beğendiklerini " Allah'ın izni Peygamberin kavli " ile dünür olduklarını söyler. Bu ilk dünürlükte kız tarafı genellikle araştırıp soralım Allah yazdıysa olur şeklinde yanıt verir. Kız tarafı da oğlan tarafını araştırmaya başlar, bütün bu araştırmalar gizli yapılır. Bir süre sonra dünürlük tekrarlanır. Eğer karşılıklı araştırmalarda bir sorun yoksa ve kızın verilmesi uygun görülüyorsa , Allah yazmış ne diyelim bir de babaları görüşsün şeklinde kadınlar yanıt verip iş erkek dünürlere bırakılır. İki tarafın erkekleri görüşerek söz kesme gününü kararlaştırırlar.

Söz Kesme:

Kararlaştırılan günde erkeğin babası, yakın akraba ve komşularından 50 - 100 kişi köyün ve mahallenin imamı ile kız evine giderler. Kız tarafı da kendi akraba ve komşularından uygun gördükleri yakınlarını söz kesmeye çağırırlar. Akşam kız evinde toplanılır. Bir süre sohbet edildikten sonra imam veya yaşlılardan biri sözü asıl konuya getirerek dünürlük teklifini resmen açıklayarak " Allah'ın emri Peygamberin kavli " ile kızınız .... oğlumuz ... ya istemeye geldik. Der. Kız tarafının sözcüsü ise " Allah'ın emri ne diyelim bizi hısımlığa kabul etmeniz bizim için bir şereftir" şeklinde yanıt verildikten sonra çay kahve ikram edilir. Başlık miktarı kararlaştırılarak şerbet içilir. Söz kesme gecesinde kız evinden bardak, fincan gibi eşyalar çalınıp ertesi gün damat adayına verilerek kendisinden hediye yada ziyafet istenilir.

Nişan - Düğün

Şehir merkezinde nişan büyük bir salon veya evin her hangi geniş bir odasında yapılır. Geleneksel yanı yoktur. Ancak köylerde nişanın adı şerbet içmedir. Şerbet içme günü genellikle Perşembe veya Pazar günüdür. Nişana davet edilen erkek ve kız tarafının yakınları kız evinin büyük bir odasında toplanır. Ortaya bir tepsi içerisinde erkek tarafından getirilen çay, şeker ve sigaralar konur. Misafirlere hazırlanan şerbetler ikram edilir. Erkek ve kıza nişan takılır misafirler getirmiş oldukları altın, gümüş bilezikler ve paradan oluşan hediyeleri ortaya konan tepsiye bırakırlar.

Nişandan sonra şehirde Sini Göndermesi denilen bir gelenek vardır. Nişan takılan kıza oğlan evi tarafından süs ve giyim eşyaları büyükçe bir tepsi - sininin üzerine konarak kız evine gönderilir. Kız tarafı da yakın komşularını davet ederek gelen eşyaları onlara gösterir ve şerbet içilir. Aynı şekilde kız tarafı da oğlan tarafına alınan eşyaları iki sürahi şerbet ile bir tepsiye koyarak oğlan evine gönderir. Sini görmeye gelen misafirlere şerbet ikram edilir. Nişanlılık süresi kızın çeyiz hazırlıkları, oğlanın askerlik durumu nedeniyle birkaç yıl uzayabilir. Genelde köylerde nişanlılık 2 yıl sürer. Nişanlılık döneminde ramazanda kız tarafına iftarlık ve hediye gönderilir. Kurban bayramında da gönderilen bayramlıklarla birlikte birde kurban gönderilir. Kurban süslenir üzerine bayramlık hediyelerin takıldığı kartondan yapılmış bir semer yapılır. Gezdirilerek kız evine götürülen kurban genellikle koç olup, alnına bir adet altın takılır. Köylerde erkeğin nişanlısını görmesine pek izin verilmez, açıktan eve gidip gelmesi ayıp sayılır. Ancak iki aile arasında görüşmeler devam eder. Nişandan sonra düğünle ilgili konuların görüşülmesi için erkeğin babası kızın babası ile görüşür ve söz alma denilen düğün tarihi tespit edilir. Bundan sonra kıza alınacak çeyizler ve takılar ile buna benzer şeylerin alımı için pazara çıkmaya veya şehre inmeye Pazarlık Görme denir. Pazarlık görmeye kız ve erkek tarafı birlikte çıkar. Anne, baba, kardeş ve diğer akrabalar için hediyelerde alınır. Düğün günü tespit edildikten sonra köy içi sağdıç ve damat tarafından akşamları köylü düğüne davet edilir. Şehir merkezinde ise davetiye gönderilir. Artık düğün günü gelmiştir. Düğünden bir önceki gece gelin olacak kızın kınası türkülerle ve manilerle yakılır. Kız evinde toplanan köyün genç kızları gelinin etrafını çevirerek maniler söylerler. Bu maniler bir süre sonra yanık ve içli deyişlere yerini bırakır.

Her ne olursa olsun bu gecede gelin kız ve anası ağlatılmak istenilir. Gelin kınası uğur sayılır. Gelin kınası adeta bir şenlik havası içinde geçer. Ertesi sabah gelin almaya giden düğüncüler düğün odasından hareket ederler. Köye gelindiğinde düğüncüler kız evi tarafından düğün kahyası ve köy gençleri karşılar ve düğün süresince kalacakları evlere götürülürler. Çalgılar çalınır ve türküler söylenir. Düğün odasında kız tarafı ve düğüncüler tarafından çeyizdeki eşyalar tek tek isim ve değeri belirtilerek bir listeye yazılır. Çeyizi yazan yazıcıya ve davul ve zurnacıya uygun birer hediye verilir. Çeyiz başka bir köye gidecekse ertesi gün gelin alayı ile birlikte gönderilir. Gelin olacak kız akrabalarının birinin evindedir. Düğün kahyası ve düğün sahibi ile kadınlardan bir kaçı gelini davul zurna eşliğinde babasının evine getirirler. Ertesi günü sabah düğüncüler kız evinin kapısı önünde toplanırlar, gelinin bineceği at kapının önüne yaklaşır gelin evden bin bir naz ile çıkartılır. Bu esnada zurnacı gelin ata bindirme havasını " Cezayir " i seslendirir. Atın üzerine bir erkek çocuk bindirilmiştir düğün kahyası bahşiş vererek çocuğu attan indirir ve yüzü kapalı ve başı süslü olan gelin kendisine yardımcı olan yengelerin yardımıyla ata bindirilir. Gelin alayı oğlan evine yaklaşınca " Gelin attan inmiyor" şeklinde bağırılır. Bunun üzerine güveyin amcası veya dayısı insin attan kendisine sarı düveyi vaat ediyorum der ve attan inecek olan gelinin ayağının altına boş bir kazan ters çevrilerek konulur. Kazanın üzerinde ise bir adet tahta kaşık konulur. Gelin ayağını atın üzengisinden çekip kazan üzerinde bulunan tahta kaşığa ayağını basar ve kaşık kırılır, kaşığın kırılması uğurdan sayılır. Güvey yani damat elinde bulunan torbadan üzüm, leblebi, fındık, buğday ve para karışımından oluşan çerezi gelinin başından aşağı atar. Yengelerin yardımıyla attan indirilip kapı önüne getirilen gelinin avucuna bal sürülür gelinde balı kapı eşiğine sürer. Kapıdan sağ ayağı ile adım attığında eşiğin iç kısmında bulunan balta veya ocak demirinin üzerine basar. Kendisine sunulan şerbeti içer. Genç kızlar halay çeker ve davetlilere yemek ikram edilir. Düğünün önemli bir kısmı bitmiş sayılır. Gerdek yatsı namazıyla eş zamanlıdır. Güvey yatsı namazından sonra ilahiler okunarak evine götürülür burada güveyin sırtına yumruk vurularak evin içine itilir. Gelin odasında bulunan gelinin sağdıcı olan kadın gelin ve güveyi el ele tutturarak geline " Kurt isen kuzu ol" der, mutluluk dileyerek gerdek odasından ayrılır. Düğünün ertesi günü duvak açma günüdür. Konu komşu, hısım akraba gelinin evinde toplanırlar. İki kadın gelini ortasına alır ellerindeki oklava ile gelinin duvağını alttan oklavaya dolayarak kıvıra kıvıra başına kadar açarlar.
Askerlik-Gurbetlik (İlbeyli Yöresi)

Askerlik görevi, İlbeyli yöresi halkının gözünde önemli ve kutsal bir görevdir. "Asker ocağı peygamber ocağıdır" denilerek, askerlik ortamının ne denli kutsal bir ortam olduğu vurgulanır. Ayrıca askerlik görevi yapmamış kişilere mazereti ne olursa olsun iyi gözle bakılmaz. Vatanı ve milleti korumanın şeref ve gurur verici bir iş olduğunu bilen halkımız, ayrıca askerlik görevinin kişiyi eğitip olgunlaştırdığına da inanır.
Gerçekten de askerlik görevi Anadolu genci için bir ufuktur. Çoğunlukla köyünden dışarı çıkmamış olan delikanlıya, Memleket-yurt görme, gurbutu alışma, değişik insanlarla tanışma ve kaynaşma, kısacası hayatı daha iyi tanıma ve kavrama şansı verir. Bu yüzden askerliğini yapan bir gencin, çok daha olgunlaşmış ve pişkinleşmiş olduğu düşünülür. Hatta kız verilirken bile askerliğini yapmış gençler tercih edilir. Yine kadınlar arasında yaygın olarak konuşulan şu nasihat oldukça ilginçtir.
Dur, dur, durmuşa var !
Askerden gelmişe var !
Karısı ölmüşe var !
Bazı köylerde ufak tefek farklılıklar olsa da, ana çizgileriyle, askere uğurlama geleneğinin başlıca ana safhaları şunlardır:
Askere Gidecek Gençlerin Eve Çağrılması ve Harçlık Verilmesi:
Eve çağırma, yemeğe davet etmek demektir. İlbeyli yöresinde askere gidecek genç mutlaka yemeğe davet edilir. Bu davette ikram edilen yemekler, ayrı özellikte olmayıp, günün şartlarına göre ev hanımının hazırladığı yemeklerden ibarettir. Davetler askere gencin yola çıkacağı günün üç beş gün öncesinden başlamak üzere, bir gün öncesinin yatsı vaktine kadar devam eder. Askere zbir ilik Düğme) dahi olsa harçlık verilmesinin uğur getireceğine inanıldığından , davet sonrasında , azına çoğuna bakılmaksızın gence mutlaka harçlık verilir.

Asker Kurbanı Kesilmesi:

Tüm Köylerde yaygın bir gelenek olmamakla birlikte , yine de yer yer yaşayan bir gelenektir. Askere Gidecek Gencin Bir gün Önceden "Allahaısmarladık"a çıkması: Askere gidecek gencin yakın akrabalarını tek tek gezerek "Allahaısmarladık" demesi gelenektir. Böylece hem herkesle helalleşmiş, hem de askere gideceğini haber vermiş olur.

Asker Uğurlama Töreni İçin Köylünün Toplanması:

Askere gidecek gençleri uğurlamak üzere bütün köy erkekleri köy meydanında toplanırlar. Evde ailesiyle helalleşen genç köy meydanına gelir ve topluca köyün çıkışına giderler. Asker Uğurlama Duasının Yapılması: Köyün 40-50 adım dışına çıkıldıktan sonra Tüm cemaat saf tutarak kıbleye döner ve dua yapılır.

Askerlerin Gözlerinden Öpülerek Uğurlanması:

Askere gidecek genç, duanın hemen arkasından, kendisini uğurlamaya gelenlerin hepsiyle teker teker vedalaşır. Yaşıtlarıyla kucaklaşır. Kendinden büyük olanların ellerini öper, Büyükler de karşılık olarak onun gözlerinden öperler. Askere uğurlananları gözlerinden öpmek ise, eskiden beri sürüp gelen bir gelenektir. Vedalaşma bittikten sonra delikanlı bavulunu alarak yola çıkar. B u sırada cebinde aynası olanlar onun arkasına (Gidiş yoluna) ayna tutarlar. Yine yakınları tarafından burada da onun yoluna bir kova su dökülür. İzine gelen askere köyün en yaşlısı dahi hoş geldine giderler. Askerlik görevini bitiren gencin evine göz aydına gidilir. Askerden gelen genç dönüşünde bol miktarda kına getirir ki, buna asker kınası denir. Asker kınası ikişer üçer kaşık, tüm akraba, komşu ve göz aydına gelenlere dağıtılır. Eğer, delikanlı askere çıkarken ailesi: "Sağ salım dönerse, Allah rızası için bir kurban keselim" gibi sözler sarf ederek bir kurban adamışsa, bu kurban, genç teskeresini alıp döner dönmez hemen kesilir.

Ölüm

Sivas'ta ölüm olayı oluştuğunda derhal komşuluk ve akrabalık ilişkileri devreye girer. Komşulardan biri veya bir kaçı cenaze masraflarını yapar. Mezar yeri ve cenaze malzemelerini temin eder. Cenaze sahibine belirli bir süre için destek sağlar. Yardımlaşmanın en ilginç tarafı da cenazesi olan evde üç gün süreyle yemek pişmesidir. Komşular sırayla öğünlere göre yemek verirler. Yemekler, et yemeği çorbası, pilav, tatlı vs. olmak üzere yedi çeşittir. Cenazenin defnedildiği akşam aile efradı ve yakınlar komşular tarafından açılan taziye evinde oturur, başsağlığı dileklerini burada kabil ederler. Cenazeden 40 gün sonra ailesi tarafından kabir ziyareti yapılır ve ölümün 40 günü nedeniyle ölen insana hayır ve sevap olsun düşüncesiyle mevlidi şerif ve hatim okutulur. Akraba ve komşulara daire şeklinde ortası boş üzerinde çörek otu bulunan " Kırk Gilikleri" ve mevlit şekerleri dağıtılır. 52 gün nedeniyle de mevlit okutulup yemekler yedirilir. Ölenin yakınları için ilk dini bayram yas bayramı olarak kabul edilir. Bu bayramlar eş, dost, tanıdık bayramın birinci günü yas evini ziyaret eder. Bu adet günümüzde halen devam etmektedir.

Ramazan Bayramı

a. Giyinme, Süslenme:
Ölüsü olan evler için bayram "yas bayramı" olsa da diğerleri için bayram "süs bayramı"dır. Bir gün önceden tüm aile fertleri şifalı olduğuna inandıkları "arife suyu" ile yıkanırlar. Erkekler akşamdan tıraş olur, bıyığını sakalını düzeltir; kadınlar ise ellerine kına yakarlar. Bayram sabahı, erkekler en temiz elbiselerini giyerek camiye giderler. Kadınlar ise al yeşil giyinir, gözlerine sürme çeker ve olabildiğince süslenirler.

b. Erkekler Tarafından Bayram Namazının Kılınması ve Mezarlığın Ziyaret Edilmesi:
Herkes mümkün mertebe sabah namazını camide kılmaya çalışır. Çoğu kez bayram namazının kılınacağı saat herkes tarafından bilinmediğinden, namaza birkaç dakika kala köy bekçisi caminin önüne çıkarak bağırır: "Bayram namazı kılınacak ha!". Erkenden camiye gelmemiş olanlar bu sesi duyar duymaz vaktin yaklaştığını bilir ve acele abdestini alarak camiye koşar. Bayram namazının nasıl kılınacağı hoca tarafından cemaate açıklandıktan sonra namaza durulur ve iki rekat bayram namazı cemaatle kılınır.

Bayram namazı kılındıktan sonra, camide bir ön bayramlaşma yapılır. Burada sadece küsülü olanlar barıştırılır. Bu bayramlaşmayı herkes beklemez. Çünkü esas bayramlaşma bayram yemeğini yedikten sonra başlayacaktır. Bayram namazından çıkanlar topluca köy mezarlığına giderler. Mezarlığın kıyısında herkes toplanır ve imam dua okur. Daha sonra herkes mezarlığın içerisine dağılarak kendi yakınlarının mezarları başında dualar okur.

c. Bayram Yemeğinin Yenilmesi ve Sülâle Arası Bayramlaşma:

Mezardan eve gelinir. Şimdi sıra sülalenin en yaşlı ve hatırı sayılır kişisinin evinde bayram yemeği yemeye gelmiştir. Kadınların akşamdan hazırlamış olduğu bayram yemekleri bir tepsinin üzerine konularak doğruca yemek yenecek eve gidilir. Hazırlanan yemekler genellikle bir kişinin taşıyamayacağı kadar çeşitli olduğundan ailenin erkek fertleri yemek taşımaya yardım ederler. Yemek yenilecek evde de hazırlıklar vardır. Misafir odasına sofra bezleri serilir. Bezlerin üzerine sini ayakları ve onun da üstüne büyük siniler konulur. Gelecek kişilerin sayısına göre sofra sayısı fazla olur. Sofranın üzerine önce yufka ekmekleri ve çörekler konulur. Bir kişi ayaktadır ve gelen yemekleri alarak pencere önü, masa üzeri gibi uygun yerlere dizer. Gelenler yaş durumlarına göre kenardaki minderlere oturup sırtlarını halı yastıklara dayarlar. Yaşlılar odanın en üst tarafında, orta yaşlılar biraz daha aşağısında, gençler ve çocuklar ise kapıya yakın otururlar. Herkes gelinceye kadar bir süre böyle beklenir. Sülale büyüğünün "Haydi buyrun!" demesiyle herkes sofraya oturur. Bayram yemeği yenildikten sonra bir kişi dua eder. Ötekiler ellerini kaldırarak "amin" derler. Karnı doyan kenara çekilip oturur. Gençlerden birkaç kişi hemen sofraları toplar. Sofra bezi toplanıp taban süpürüldükten sonra bayramlaşma başlar. Önce sülalenin en yaşlısından başlamak üzere herkes kendisinden büyük olanın elini öper. Büyükler, "Her daim bu güne yet!" diyerek ellerini öpen kişilerin yüzlerini öperler. Yüzü öpülen kişi ikinci kez o büyüğün elini öper. Sülalenin erkekleri arasındaki bayramlaşma bu şekilde devam edip biter. Sülale büyüğü oradakilere bayram şekeri ve çay ikram eder. Daha sonra herkes kendi evine dağılır.

d. Ev Halkı ve Konu Komşuyla Bayramlaşma:

Bayram yemeğinden evine dönen erkekler, ebe (babaanne), anne gibi evin büyük kadınlarının ellerini öperek bayramlaşırlar. Yaşlı kadınlar ellerini öpen erkeklere: "Yüzün olsun yavrum. Çoluğununan çocuğununan nice bayramlar göresin. Pir koca olasın" gibi dualar ederler. Bu arada evde bulunan küçük kızlar, bayram yemeğinden dönen erkeklerin ellerini öperek bayramlaşırlar. Aile reisi, yaşlı kadınlar veya diğer büyük erkekler elini öpen çocuklara bayram harçlığı verirler. Böylece ev halkıyla bayramlaşma sona erer. Şimdi sıra komşularla bayramlaşmaya gelmiştir. Kendiliğinden oluşan küçük guruplar halinde önce yakın komşulardan başlamak üzere tüm mahalle gezilir. Eller öpülür, büyüklerin hayır duaları alınır. Sonra, uzak mahallelerdeki akraba ve hısımlarla bayramlaşılır.

e. Yas Yerlerinin (Evlerinin) Gezilmesi:

Üzerinden bir bayram geçmemiş, ölüsü olan evleri bayramda gezmek gelenektir. Sadece köy halkı değil, uzak köydeki tanıdık erkekler de gelerek yas evini ziyaret ederler. Yas evlerini gezme gruplar halinde olur. Giden grupların içinde ya bir hoca ya da Kuran okuyan bir kişi bulundurulur. Yas evinin misafir odasına selam verilerek girilir. Önce orada bulunan misafir ve diğer kişilerle bayramlaşılır. Konuşmalar fazla uzatılmadan hemen Kuran okunur. Kuran okuyan kişinin ".Fatiha!" demesiyle birlikte herkes birer fatiha okur ve " Geçenlerinize Allah Rahmet Eylesin!" der. Ev sahibi: "Amin, Allah cümlenizin geçenlerine rahmet eylesin" der.

Kuran okunduktan sonra ortaya büyük bir sini konur. Sininin ortasına içi siyah üzüm hoşafı dolu büyük bir çorba tası yerleştirilir. Ev sahibi veya hizmet eden kişi: "buyurun" der. Herkes sofraya oturarak birkaç kaşık hoşaf alır ve daha sonra: "Geçmişlerinizin canına değsin" diyerek kalkar. İlbeyli yöresinde ölünün arkasından hoşaf yapmak gelenektir. Bu gelenek bazı köylerde bozulmadan yaşatılırken, bazı köylerde de paket meyve suyu dağıtmak şeklinde değişikliğe uğramıştır. Odaya başka bir grubun girmesiyle içerdeki grup hemen ayağa kalkar ve onlarla bayramlaştıktan sonra odayı terk eder. Yas evlerinin ziyareti bu şekilde devam eder. Yas evleri yine kadınlar tarafından da ziyaret edilir.

f. Hasta ve Yaşlıların Ziyaret Edilmesi:

Yurdumuzun diğer yerlerinde olduğu gibi bayram Sivas yöresinde de gerçek bir dayanışma, yardımlaşma ve moral günü olur. Akraba veya yakın komşu olup olmadığına bakılmaksızın köydeki tüm yaşlı ve hastalar bayram günü ziyaret edilir. Bunlarla bayramlaşılarak hatırları sorulur ve duaları alınır. Bayram Yemekleri: Meymalaş (Meyveli aş)- Çirli Çorba- Meyveli Çorba adıyla bilinen çorba, bayramın vazgeçilmez ilk yemeğidir. Onu, baklava, börek, sütlaç, bulgur pilavı, bulamaşı (yayla çorbası), patates yahnisi, et yemeği, etli köfte, taze fasulye, patlıcan gibi yemekler ile değişik çorbalar takip eder. Son günlerde kek ve salata da yaygınlık kazanmaktadır.

Kurban Bayramı

Kurban bayramında bayram geleneklerinin büyük bir kısmı yukarda açıklanan Ramazan bayramında olduğu gibidir. Bu bayramdaki farklılıklar, kurbanın kesilmesi, etlerin paylaşılması ve kurban etinden fakirlere pay dağıtılmasından ibarettir.

a. Kurbanın Kesilmesi:

Kurban, bayram yemeği yenilip ev halkıyla bayramlaşıldıktan sonra kesilir. Pay sahipleri bir araya gelirler. Önce kurbanlık yatırılarak ayakları bağlanır. Kurbanı kesecek kişi pay sahiplerine: "Vekiliniz ben miyim?" diye sorar. Onlar da: "Vekilimiz sensin" derler. Toplu olarak üç kez tekbir getirildikten sonra kurban kesilir. Pay sahipleri yardımlaşarak hemen hayvanı yüzer ve etlerini parçalara ayırırlar. Bu arada kadınlar da kurbanın işkembesini ve bağırsaklarını temizlerler.Daha sonra erkekler tarafından, kurbanın kemikleri küçük parçalara ayrılır. Son olarak, yürek, karaciğer, böbrekler, akciğerler, çıkan yağ ve sakatat pay sayısı kadar eşit parçalara ayrılır.

b. Kurban Etinin Paylaşılması:

Çıkan et önce ortaya yığılarak, kuvvetli bir kişi tarafından elle iyice aktarılıp karıştırılır. Pay sahiplerinin sayısınca leğen hazırlanıp yan yana dizilir. Ortaya bir terazi konulup ilk tartıma başlanır. İlk kaba kaç kilo tartılıp konmuşsa diğerlerine de aynı miktarda et tartılıp konulur. Bunu bir sonraki turlar izler. Her kaba eşit ağırlıkta et koymak şartıyla tartma işi et bitinceye kadar sürdürülür. Burada bir konu daha vardır ki onu kaydetmeden geçmek mümkün değildir. O da derinin paylaşılmasıdır. Eskiden ayakkabı olmadığı için, kurban derisi de bölüşülür ve bu deriden çarık yapılarak giyilirdi.

c. Kurban Etinden Fakirlere Pay Dağıtılması:

Kurban etinden en az 7 fakire pay gönderilir. Buna "Pay dağıtma" adı verilir. Paylar yaklaşık 1 kiloya yakın etten meydana gelir ve çocuklar tarafından kurban kesemeyen evlere dağıtılır.

Hıdrellez (Eğrilce)

Mayıs ayının ilk haftaları Zara ve Hafik yörelerinde daha başka, tam anlamı ile şiirdir bu mevsim. Hıdrellez kutlamaları genellikle 6 Mayıs günü yapılır. Eğrilce günü herkes kırlara çıkar. Bir dere boyunda otlu, ağaçlı bir kenarda toplanırlar. Köyde, kentte, evde tek kişi kalmaz. Herkes eğrilceye gider. Bugün evde kimseler kalmaz. Kimse iş yapmaz. Delikanlılar ve genç kızlar ağaçlara, taşlara adak adar, ziyaretlerde kurban keserler. Eğrilce dilek kapılarının açık olduğu gündür. Bugün tüm dilekler kabul olur. Hıdrellez'le ilgili bazı inançlar vardır. Bugün iş yapanların doğacak çocukları yedi yıl beladan kurtulamaz, ya da ömrü kısa olurmuş. Eğrilce günü çalışanların inekleri buzağılayacaksa doğan dananın gözü kör olurmuş. Tıraş bile olunmaz. Çünkü o yıl evdeki hayvanların doğan kuzularının ayakları topal olur. Köfte yapan ananın çocuğunun ayakları sakat doğar. Bu gibi batıl inançlar Hafik ve Zara tarafındaki halkı bu eğlenceye mecbur eder. İş yapmak mecburiyetinde olanlara şöyle bir kolaylık da bulunur: Hafik'liler Eğrilceden bir gün evvelki ikindi namazını müteakip üç gulhü bir elham suresini okur da bir avuç mısır, yahut fasulye ekerse tüm gada ve belaların bu ekinlere geleceğine inanır ve eken bu sıkıntılardan kurtulmuş olur. Yalnız bunlar asla yenmez. Çok işi olanlar bu kaçamak yola ender başvururlar. Eğrilce günü yemekler kırda yenir. Etliler, börekler, baklavalar, kavurmalar v.s. Yemekler ister günlerce önce evde yapılsın, ister kırda, sırtlarında nevale taşıyan binlerce insan o gün hep yoldadır. Kadınlar renk renk kadifeler, renk renk allar, şallar giyerler. Türküler söyleyerek halaylar çekerler ve maniler söylerler. Daha sonra kadınlar hep birlikte oturup yemeklerini yerler. Akşama doğru Hıdrellez şenlikleri sona erer. Hıdrellez kutlamalarını genellikle kadınlar yapar. Eğrilce günü bir dini bayram kadar kutsaldır. Bugünün akşamı düğün adetlerimizde olduğu gibi kız evine nişanlılı oğlan yakınları bayramcalık da sunarlar.

Nevruz (Sultan Nevruz)

İki genç kız ev ev dolaşıp, Sultan Nevruz'a katılıp katılmayacaklarını sorarlar. Eğer müspet cevap alırlarsa o evin genç kız ve gelininin yüzüklerini isterler. Ayrıca buğday, mısır ve fasulye de toplarlar. Yüzük ve yiyecek işi bitince sıra su toplamaya gelir. Gene o iki genç kız kaynak, kuyu, ırmak, çeşme vb.yerlerden birer miktar su alıp küpün içine doldururlar. Yüzükler bu küpün içine atılır. Eğlenceye katılacak olan genç kız ve gelinler birleşip köyün yakınındaki ağaçlık veya çayırlık bir yerde toplanırlar. İçlerinden birisi başına beyaz bir çarşaf örtüp küpün başına oturur. Diğerleri etrafına sıralanır. Halaylar çekilir sıra türkülere gelir. Bir türkü söylenirken küpün başındaki genç kız, elini küpe daldırıp bir yüzük çıkarır. O yüzük kiminse o türkü de onun olur. Yüzükler bitinceye kadar türküler ve maniler devam eder. En sonunda yemekler yenilir.

Eğlenceye katılmayıp köyde kalan kadınlar da daha önceden toplanmış olan un, bulgur, nohut ve kemikleri bulgur kazanlarında pişirip ev ev dağıtırlar. Bir ölçek tahıl da şenlikteki genç kızlara gönderilir. Onlar beraberce, bir ırmak kenarına gidip ölçekdekileri balıklara dökerler. Burada da oynanır, eğlenilir ve dua edilir. Genç kızlar eğlenirken delikanlılar da boş durmazlar. Onlar da ayrı eğlenceler tertip ederler. Harmanın iki yerine ateş yakar, üzerinden atlarlar. Bazen de güreş tutar, horon teperler. En sonunda getirilen yiyeceklerle karınlarını doyururlar.

YÖRESEL YEMEKLER:

Sivas halk mutfağında çorbalar yemekte ön sırayı alan ve bilhassa yaşlılar tarafından "yürek yağmuru" diye latife yapılan bir yiyecektir. Kış çorbalarının başında gelen peskütan, un veya çok az yarma unu ile yoğurdun pişirilmesi ile hazırlanan bir yiyecektir. Yarma, yeşil mercimek ve peskütan su ile çorba kıvamında pişirilir. Üzerine soğan yağda kızdırılır ve nane konularak çorbaya ilave edilir (sokaraç). Peskütan çorbası kış günleri-nin lezzetli ve besle-yici bir yemeğidir. Yazın en meşhur çorbası ise pancar çorbasıdır. Diğerleri; kesme çorbası (hamur çorbası), tarhana, şalgam, patates, şehriye, mercimek, bulgur, düğülcek çorbalarıdır. Et yemeklerinin başında, sebzeli et yemeği gelir. Önce kızartılarak pişirilmiş etlere patlıcan, biber, domates konularak hazırlanır. Sebzeli et çarşı fırınlarında tavalarda hazırlanır ve buna "fırına tava vermek" denilir. Sivas kebabı da sebzenin bol bulunduğu yaz-sonbahar aylarında yapılan bir çarşı yemeğidir. Pehli, çirli et, yaprak sarması, lahana sarması, dolmalar, köfteler, kızartma köftesi (kadınbudu köfte), sulu köfte (bulgurlu köfte), mirik köftesi (etsiz), yahni ve mıhlamalar diğer yemeklerimizdir. Sebze yemekleri içinde kabak yemekleri (kavurması, sütlü kabak, üzümlü kabak), şalgam kavurması ve yemeği, patates tiritlisi, baharda kırlarda kendiliğinden yetişen bir bitki olan madımakla yapılan yemekler önem taşırlar. Sofralarımızın vazgeçilmez ye-meği olan pilav için "ekmek hazır, pilav vezir" denilmiştir. Bulgur, pirinç, kus-kus, erişte pilavları değişik lezzet ve görünümde olan çeşitler olarak sofrada yerlerini alırlar. Hoşaflar ve bayram çorbası, pilavların yanında sofraya getirilir. Sivas mutfağının börekleri ise lezzetin ve nefasetin birer mahsulüdürler. Su böreği, köylü böreği, yufka böreği, tel böreği, yarımca börek, dible gibi çeşitleri vardır. Tatlıların başında baklava, hurma, tava hurması, sarığı burma, kırım baklavası, kadayıf, yufka böreği, helva, hasuda (aside), paluza (pelte), karaş, pestil kızartması, incir dolması, ballı börek ve daha çok ramazan tatlısı olan güllaç gelmektedir. Akraba ve dostların topluca yemek ye-dikleri, toplumdaki sosyal dayanışmayı canlı tutan tören yemekleri de özel gün yemekleri olarak önem taşırlar. Dini bayramlar, kandiller, aşüre ayı, nevruz ve eğrilce (hıdırellez) gibi mevsimlik bayramlar, evlenme ve sünnet düğünleri, iftar davetleri, hac dönüşü yedirilen yemekler, ölü evine gönderilen yemekler, özel gün yemekleri olarak yenildiği günlerin anlamını belirtmektedirler.

YÖRESEL GİYİM:

Sivas ve çevresinin gelenek-sel giyim-kuşam genel karakteri ile İç Anadolu ve Doğu Anadolu illerinin giyim kuşamına çok yakındır. Kadın ve erkek giyimi diğer illerde olduğu gibi son yıllarda hızlı bir değişime uğramıştır. Geleneksel Erkek Giyimi Özel günlerde de giyilen yöredeki erkek kıyafeti genel olarak başta fes üzerine; ince ak ipekten bağ, keten-den yakası düz omuzdan düğmeli işlik ve üzerine kolsuz yele, bele şal bağlanır. Pantolon tipindeki zıvga ise kalın kumaştandır. Aksesuar olarak; gümüşten yapılan köstek, muska ve saat kullanılır. Ayağa çarık ve yeme-ni giyilir. Çarık ve yemeni içine işle-meli ya da beyaz yün çorap giyilir. Geleneksel Kadın Giyimi Merkez ilçe dışında kadın giyiminin geleneksel özellikleri yer yer hala korunmaktadır.

Sivas'ın bazı ilçe ve köyle-rinde kadın kıyafetleri farklılıklar gösterir. Genelde giyilenler sırayla; köynek, iç saya, dış saya, şalvar, elbise olarak bindallı, üç etek, dövme giyilir. Üzerine salta cepken, önlük, bele kuşak veya gümüş kemer, başa Bartın yazması, pullu, fes, hindi adlı ince örtü örtülür. Aksesuar olarak; zevkat tepesi, sıra altını, hutlama, hamaylı, şerit altını veya gümüş takılar kullanılır.

HALK OYUNLARI VE FOLKLOR:

Sivas Halk Oyunları "Halay" grubuna girmekte ve günümüzde halayların merkez bölgesi Sivas sayılmaktadır.

Halaylar İç Anadolu Bölgesi'nin bir bölümü ile Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde oynanmaktadır. Bu yörelerde halay kelimesi; alay, aley, haley olarak değişik biçimlerde kullanılmaktadır. Halaylar yapısı itibariyle sosyal yaşantının figürlerle ifadesidir. Sivas Halayları yapısıyla diğer illerimizden ayrılmaktadır. Sivas oyunları kendine özgü figürleriyle göz kamaştırıcıdır. Kızlar ve erkekler ayrı ayrı halay çekmektedir. Alaca (karma) diziliş Sivas yöresinde görülmemesine rağmen bazı oyunlar alaca dizi şeklinde kapalı mekanlarda ve aile içerisinde oynanmaktadır.

Kız ve erkek oyunlarında baştaki oyuncuya 'Halay Başı' sondaki oyuncuya 'pöçük' ismi verilmektedir. Halayları erkekler mendillerini savaşta kılıç kullanıyormuş gibi çevirirler. Kadınlar ise krep kullanmaktadır. Sivas halaylarında oyuncu sayısında sınırlama görülmemektedir. Ancak; 7-12 kişi arasinda çok rahat oynandigi görülmektedir. Erkek oyunları genellikle düğün ve eğlencelerde oynandığından açık hava tercih edilmektedir. Bunun için Sivas halayları meydan ve harman oyunları olarak anılmaktadır.

Sivas halayları genellikle 2-4 bölümden meydana gelmektedir. Bu bölümler; 1. Ağırlama, 2. Sıkıştırma , 3. Oynatma,
4. Hoplatma ismini almaktadır. Her bölümde figürler ve musiki değişmektedir. Oyunlar ağırdan başlayıp, gittikçe tempo artarak hızlanmakta, ve en sonda doruk noktasına ulaşmaktadır. Sivas halaylarının bir diğer özelliği, bilinen bütün oyun formlarının kullanılması, sergilenmesidir. Sivas yöresi oyunlarında tabii faktörlerin hepsi görülmektedir. Çiftçilik, iş tabiattaki bitkiler, hayvan taklidi oyunların ortaya çıkmasında ve oynanmasında etkili olmuştur.

Halay Türleri

1.Erkeklerin oynadığı halaylar :

Yöre oyunlarının tüm özelliklerini taşıyan asıl halaylardır. Figürlerin zenginliği, hareket kabiliyetinin üstünlüğüoynayanı, seyredeni coşturmaktadır. Erkek halayları; Sivas Halayı, Köy Ağırlaması, Abdurrahman Halayı, Kızık, Karkın (Garkın) vb.

2. Kızların oynadığı halaylar :

Erkek oyunlarına göre daha kolay oyunlardır. Türkülü , türküsüz olarak oynanmaktadır. Hareketler daha yumuşaktır.
Kız halayları : Hanımesme, Sarıkız, Yanlama, Karamuk, Madımak, Pınarınbaşı vb.

3. Erkek ve Kızların oynadığı halaylar :

Bu halayları hem kızlar hem de erkekler oynamaktadır. Figürlerde ufak tefek farklılıklar görülmektedir. Genellikle kızlar türkülerini söyleyerek oynamaktadır. Bu halaylara; Sarıkız, İş halayı, Zara Karahisarı, Sivas Halayı, Tersbico,Maro vb.

Sivas yöresinde halk oyunları kıyafetleri yörelerine göre değişmektedir. Erkekler; yemeni, aynalı çorap (yün),zıvga, şal, yelek, gömlek, köstek (bazen fes takıldığı üzerine hindi, yazma sarıldığı da görülmektedir.) Kızlar; üçetek, şalvar, çorap, işlik (gömlek), önlük, pöçüklük (arkalık), yanbağ, çarık, fes, tepelik, pullu yazma (bazen kemer takıldığı da görülmektedir.) Sivas Halayları isimlerini bazen oynanan yörenin, ilçe ve köyün ismini almaktadır. (Kızık, Karkın) Bazen insan isimlerinden (Abdurrahman), bitkilerden (madımak, karamuk) bazen de hayvan isimlerinden (çekirge, horoz, kartal,turnalar) son bölümdeki oyunlar taklidi oyunlardır.

Sivas Yöresinde Oynanan Halk Oyunları

Sivas Halayı, Köy Ağırlaması, Abdurrahman Halayı, Karahisar, Temürağa, Harami, Hoş Bilezik, Özenteki, Tamzara, Sarıkız, Karkın Halayı, Kızık Halayı, Kabak Halayı, Kartal Halayı, Sallangel, Ahçik, Maro, Yanlama, Tozan Halayı, Arnavut Halayı,Çekirge Halayı, Hanım Esme, Hayda Bico, Ters Bico, horhon Bico, Çedene, Çemberim, Karamuk, Madımak, Turnalar, Pınarınbaşı, Çökelek, Köy İş Halayı, Karaduman, Şeyhani, Nenni Nenni, Dik Oyun, Deveci Emmi, Kol Oyunu, Meral Halayı, Ellik, Samahlar, Omuz Halayı, Garipler Semahı, Ireşvan, Pabuç Çitir, Kafe Çeçen, Onbaşı Oyunu. Yaklaşık olarak 1894 yılında Sivas'a bagli Sarkisla ilçesinin Sivrialan köyünde dogan Veysel. 7 yasinda geçirdigi çiçek hastaligindan dolayi önce sag gözü görmemeye daha sonra diger gözü tamamen bir kaza sonucu kör olmustur. Babasi zamanının çoğunu halk ozanlarinin siirlerini Veysel'e ezberleterek geçirmistir ve ilk derslerini almasini saglayan da babasi Ahmet Emmi'dir. Veysel'in ilk hocasi Çamsih'li Ali Aga'dir. Bu ayrinti önemlidir: sanilanin aksine babasi Veysel'i oyalamak için degil, onun bu konuda yetismesi için çaba sarfetmistir, ki Veysel'in birçok konuda görenlerden daha çok görmesinin altinda derin bir Anadolu kültürü ve folklorü yatmaktadir.

25 yaşındaki ilk evliliğinin hemen arkasından Veysel annesi ve babasını kaybetti. Bununla birlikte esinden olan ikinci çocugu anne memesinden dolayi bogularak ölmüs, esi daha sonra baska bir erkekle kaçmistir. Bu son kaçisla birlikte ilk çocugunun da ölmesi üzerine Veysel daha da içine kapanir. 1933 yilina kadar hep baska ozanlarin siirlerini söyleyen Veysel'in Veysel'in çekingenligini ve utangaçligini kiran ünlü sair Ahmet Kutsi Tecer olmustur. Veysel'in hayatinda.1933 yilinin baska bir önemi daha vardir . Bu yildan sonra Anadolu'yu yürüyerek dolasmaya baslar. mahalli çalgı; davul, zurnadır. Kaba zurna tercih edilmektedir. Bazen ince sazla da oynanmaktadır. Sivas folklorunu tanıtmışken ,her yönüyle Anadolu kültürünün ve ozanligin en önemli yansiticilarindan biri olan Aşık Veysel'den de bahsetmemek olmaz.

NELERİ İLE ÜNLÜ:

Buruciye Medresesi, Gök Medrese, Kangal Çoban Köpeği, Kangal Balıklı Kaplıcası, Divriği'nin Demiri, Pir Sultan Abdal ve Aşık Veysel, Divriği Ulu Camii ve Darüşşifa, Çifte Minareli Medrese, Sızır Şelalesi ( Gemerek ),Tödürge Gölü (Zara).

İL İSMİ NEREDEN GELİYOR?

Sivas Bölgesinin M.O. 7000 - 5000'li yıllardan itibaren (Neolitik Dönem) iskan edildiği anlaşılmaktadır. Bölge coğrafi yapısı gereği arkeoloji literatüründe Doğu Kapodokya'diyede adlandırılır. Anadoluda M.d. 1800 lü yıllarda ilk siyasi birliği kurarak imparatorluğa geçen Hititler'in yerleşim alanları içerisinde bulunan Sivas, Firigyalıların, Lidyalıların, Romalıların ve Bizanslıların egemenliğinde, Diapolls ve Sebastgibi isimler de almıştır. Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah'ın komutanlarından Emir Danişment 1071 de Sivas'ı fethederek Danişrnent Beyliğini kurmuştur. Sultan İzzettin Keykavus Sivas'ı 1220 yılında Selçuklu Devletinin başkenti yapmış, 1343 8217 te Eratna Devleti, de Kadıburhanettin Devleti Sivas'ta kurulmuş.... 1413 yılında Sivas Osmanhılar'ın egemenliğine girdikten sonra Eyalet-i Rum adı altında Amasya, Çorum, Yozgat, Divriği, Samsun ve Arapkir şehirlerini kapsayan geniş bir bölgenin eyalet merkezi olmuştur. Milli mücadelenin en önemli tarihlerinden biri olan 4 Eylül da Büyük Atatürk'ün BaşkanIığında Sivas Kongresi Sivasımızda toplanmış ve yeni Türkiye Curnhuriyeti'nin temelleri Sivasta atılmıştir. Kısa Genel Bilgiler: Sivas Adı!... Rivâyete göre Sivas kurulmadan önce ulu ağaçlar altında kaynayan üç pınar varmış. Bu pınar Allahü teâlâya şükür, ana ve babaya minnet ve küçüklere şefkat duygularını ifâde edermiş. Bu üç pınara "Sipas Suyu" denirmiş. Zamanla mukaddes sayılan bu üç pınarın etrâfında küçük bir yerleşim merkezi kurulmuş ve "Sipas" ismi verilmiştir. Diğer bir rivâyete göre ise Sivas ismi eski kavimlerden"Sibasipler"den gelmektedir. Başka bir rivâyete göre "Ogüst şehri" mânâsına gelen "Sebast" kelimesinden gelmektedir. Sivas ilk çağlarda Talavra, Megalapolis, Karana ve Diyapolis isimleriyle anılmıştır. Sivas ismi için en kuvvetli rivâyet, Selçuklu Oğuz Türklerinin lehçesinde "üç değirmen" mânâsına gelen "Sebast" kelimesinden gelmiş olmasıdır. Sebast ismi zamanla halk dilinde Sivas olarak yerleşmiştir

Yorum Yaz